Ana içeriğe atla

Kayıtlar

OTOBÜS YOLCULUĞU

Aileden bırakacak kimse yoksa valizler zorlukla otobüsün kalkacağı perona getirilir. Bazı yörelerde valizinizle otogarla görüntü verdiğiniz vakit sağdan soldan firmaların çığırtkanlarının buyurgan tacizleriyle karşı karşıya kalırsınız. Hemen en iyi yöntemi söyleyeyim size, biletiniz elinizde olacak, takı setini teşhir eden yeni gelin gibi olacaksınız. Başka yolu yok bu yüksek özgüvenli arkadaşlardan kurtulmanın. Sonra alimallah kendinizi Diyarbakır, Antalya gibi hiç gitme niyetinde olmadığınız yerlerin otobüsünde bulabilirsiniz. Valizi yirmili yaşlarda, kendi hayat görüşüne göre şık giyinmiş bir muavine teslim edersiniz. Muavin perona yanaşan otobüsün kalkışına yarım saat açar bagajları. Kendi kafasında kurduğu bir nizama göre valizleri yükler. Yüklemeyi yaparken valizleri de inceden yoklar. Hem valizin kendisini sakatlayabilecek kadar ağır olma ihtimali vardır, hem de kokacak, dökülecek eşyalar ve sonrasında yaşanacak olanların önüne geçme derdindedir. Böyle riskli yükler ekstr...

Bir Tek Ben mi Sıkıldım?

Riyakâr yüzlerden, zehirli sözlerden, ışıltısız gözlerden, yalandan, talandan, her devrin adamından, yolsuzdan, arsızdan, düşüncesizden saygısızdan, tahammülsüzden, Kırmızı ışıkta durmayandan, yol vermeyenden, çocuk sevmeyenden, komşu bilmeyenden, küstahtan, meczuptan, silikten, sinikten, hodkâmdan, ekmek gramajında hile yapandan, fasulyeye şeker katandan, çiğ köfteyi patates püresine bulayandan, yolcusunu azarlayandan, mesaisinin hakkını vermeyenden, çalışanına katır muamelesi yapandan, sigortasız adam çalıştırandan, Okula gitmeyenden, öğrencisiyle ilgilenmeyenden, talebeyi hor görenden, genci saymayandan, paraya doymayandan, işitip duymayandan, araştırmayandan, soruşturmayandan, köşe dönenden, rantı sevenden, terbiyesizden, ciddiyetsizden, hüviyetsizden, Üçkağıtçıdan, kolpacıdan, arsızdan, huysuzdan, işkembesi büyükten, takiyyeciden, ecdat sevmeyenden, ajitasyoncudan, fırsatçıdan, gıybetçiden, yaşlıya yer vermeyenden, hamileye yardım etmeyenden, çocuk kaçırandan, tecavüz...

Fıstığın Hikayesi 1

Şimdilerde fide tüpünde ilaç yardımıyla filizlenmesi erkene alınarak ekilse de bir zamanlar ağaçların uyanmasına yakın fıstık taneleri iki gece suda bekletilip ardından gözetim altında bir yere akilip sulanır, fideler yaklaşık yirmi santimetreye yaklaştığı vakitte daha önceden eşilmiş çukurlara dikilirdi. Fıstık, yapısı gereği köklerini toprağın altında dikine saçan bir ağaçtır. bu yüzden de fidenin gelişimi için kökün havalandırılmış ve yumuşamış toprağın içerisinde ilerlemesi gerekir. Bu ilerleme de eşilen çukur ne kadar derin olursa o kadar çabuk olacaktır. Şimdi artık bu işi kepçeler yapıyor. Düşünün ki yirmi santimetrelik bir fide için bir metre çapa ve yetmiş seksen santimetre derinliğe sahip çukur kazılıyor. Kepçeden önce de matkaplarla bu iş görülür, traktörün arkasına bağlanan matkapla yine derin çukurlar açılırdı. Fakat bu alet dahi evvel zamanlarda çok büyük lükstü. Herkeste bulunmaz, kirayla çalıştırmak dahi çoğu çiftçinin bütçesini aşardı. Bu yüzden de çukur eşmek meş...

Bilimsel Tembellik

Dünya değişiyor. Adına medeniyet denen kavram devamlı bir tekâmül içerisinde. Dönüşüm onun doğasında var elbette. Üretim faktörleri artan teknolojiyle beraber günden güne pek çok dalda insana olan bağımlılığı azaltıyor ve biz yakın gelecekte sürücüsüz arabalarda, ruh halimize göre bize şarkı çalıp aktivite önerecek evlerde, normal hayatımıza devam derken işimizi şirkete gitmeden komutlarla yapabilecek lükse ulaşacağız. Robotlar bilimkurgu filmlerindeki gibi şehrin temizliğinden ameliyatlara kadar bir dizi işi bizim yerimize yapacaklar. Suçlular ifadeleri alınırken retinasından, kan basıncından tongaya düşecek, para kavramı fiiliyattan kalkacak… Yukarıdakiler güzel bir bilimkurgu filminin dekoru gibi gözüken, üzerine çalışılan, insanlığa mutluluk getireceği söylenen gelişmeler(henüz pek gelişemeseler de). Gidişatın gösterdiği üzere olması da imkânsız değil. Zira siber sanayi aldı yürüdü, lazerli silahlar savunma sanayine girdi ve pek çok teknoloji şirketi dünyanın onlarca ülkesin...

İnsan Hasrettir

İnsan nankördür demek kolaya kaçmak aslında. Yazın serinlemek istediğinde kışı anımsaması; kışın her taraf buza teslim iken yaz bronzlaşmasını anması yıllardır süren bir deveran olduğundan olsa gerek bu mevsim muhabbetlerinde çok kez “İnsan nankördür” önermesi herkesin zihnine yerleşmiş durumda. Hâlbuki eskiler ne de kolay çözmüş işi: “Allah’ım yazımızı yaz, kışımızı kış et.” Devirler arası fark. Birinin şikâyetçi olduğunu diğeri duayla kabullenmiş. Yine de şimdiki insanın kötülüğünden dem vuracak değilim. Zira insanı serzenişe sürükleyen kuru bir beğenmemezlik değil kanımca. İnsanı mevsim serzenişine sürükleyen bizatihi hasrettir. Hatta “İnsan Hasrettir.” Tasavvufta insan hakikatini arar.   Hakikatinin güzelliğini ilk gördüğü Bezm-i Elest’te o kadar etkilenmiştir ki; o andan sonra gördüğü her güzellikte rabbinden bir parça bulmaya çalışır denir. İçte yanan bir hasret ateşi vardır. Tüm sanat, estetik, ahlak meselesi daha güzele, en güzele yol alıştan ibarettir. Bir nesneyi g...

Sorular 2

Türkülerde ki turna tutkusu nedendir? Eski mitolojik bir miras mı? Veya Anadolu’ya Türkmen Obaları göç ederken beraber yolculuk yapılması mı? Yolda rastlanılıp empati kurulması… Leylekte aynı familyadan sayılabilecek ve üstelik göçmenliği de gayet ünlü olan kuştur. Fakat turnanın değil rakibi olmak, yanına bile yaklaşamamıştır                                           **************************   Yola çıkmalar, yola çıkanları uğurlamalar… akıp giden devran, zaman, ömür… insan nihayetinde. Gülerek, ağlayarak, sinirlenerek, heyecanlanarak, zamanı tüketmekte. Fani dünyanın yalancı azametine iliklerine kadar inanmakta. Güvenmekte ona. Dünyada sahip olduklarının onu kurtaracağı düşüncesinde. Oysa insan ne kadar dayanıklı? Düşünsene, hapşırırken dahi damarını çatlatıp ölebilir en azametli holding sahibi.

Bilinen, Bilen, Bilgi

Bölünen, bölen, bölüm vardır matematik işleminde. İlkokulda matematiğin o soyut ve gizemli dünyasında öğretmenlerin bizlere anlattığı onlarca konudan sadece biridir. Aklıma gelişi ise ‘bilgi’ meselesinden oldu. Bilinen, bilen, bilgi diye üç ayrı kavram vardır. Bunlar bilme işleminin temel kavramlarıdır. Burada bilen bilgiye sahip olan kişidir. Bilinen ise bilenin hakkında öğrenmek/fikir sahibi olmak istediği şeydir. Bilgi ise bilenin bilinen hakkında sahip olduğu bilmenin miktarı/boyutudur. Yani bilenin bilinenden ne kadar bildiğidir. Şu halde bilgi hiçbir zaman bilinenin kendisi hakkındaki bilgisi hariç bilinenin tamamı olmayacaktır. Bölünenin bire bölünmesi bölümde de yine kendisini verdiği gibi bilinenin de bileninin tek olması bilgiyi bilinenin kendisi yapacaktır. Bu tek mutlak tekliktir, bilgisinin boyutu yine kendisine eşittir, yani kendisi hakkında herşeyi bilendir ve bilinen de onun bilgisinden başka şey değildir. Burada bir ekleme de bilginin mahiyetine yapmak gerek. ...